dilvekültür.com

Ana Sayfa | Hakkımızda | İletişim
Günlük
HATIRAT(ANI)
Destan
İstiklâl Marşı
Anlatım Bozukluğu
İlkler
Bâkî
Edebî Akım
Tarık Buğra - Küçük Ağa

Bâkî

BÂKÎ

 

GAZEL

Bâkî’nin şiirlerinde yer alan ögelerin başında, tabiat gelmektedir. Baharda canlanan, renk renk olan bahçeler, sonbaharda sararan yapraklar ve çıplak ağaçlar bir renk cümbüşü hâlinde gözler önüne serilmektedir.

Bâkî, insansız tabiatı pek düşünmemektedir. Şaire göre insanın olmadığı tabiat kurudur. Şiirlerinde, insanın dış görünüşünü ve içyapısını tabiatla ilgilendirerek anlatmaya çalışır.

Bâkî’nin şiirlerinde tasavvuf düşüncesine pek rastlanmaz. Yaşadığı hayatı anlatmayı tercih eden şair, zaman zaman bu amaçla tasavvufî terimleri bir araç olarak kullanmıştır. Sonbahar mevsimini işlediği bu şiirinde, insan hayatı ile tabiat arasında bir ilgi kurmuş ve bu ilgiyi, tasavvuf terimleriyle anlatmaya çalışmıştır. "Tecrît" kelimesi "derviş"in dünya ile ilgisini kesmesi anlamındadır. Sonbaharda yaprakları dökülen ağaçlar "tecrît hırkasına girmiş derviş"lere benzetilmiştir. "El almak" deyimi de "mürid"in şeyhinden izin alarak dervişlik makamına yükselmesini ifade eder. "Rüzgâr" tarikata giren "mürid"e; çınar da "şeyh"e benzetilmektedir.

Şiirde, şairin çevresinde gelişen olaylar ve kendisinin içine düştüğü durum ile bundan duyduğu üzüntü açıkça görülmektedir.

Nükte ve zarafetin ön plânda olduğu şiirde, ağır bir dille söylenmiş mısralarla, sade bir İstanbul Türkçesi ile söylenmiş mısralar iç içedir.

Bâkî, bu gazelinde giden yazın bıraktığı boşlukta esen sonbahar rüzgârlarının uğultularını, dört yana savurduğu yaprakların hışırtılarını duyurur. Ağaçların tepelerinde mağrur dururken yere düşen yaprakların, kendilerini düşüren rüzgâr ve zamandan (sonbahar mevsimi) şikâyetçi olmalarını -yüksek mevkilerden düşen insanların psikolojisiyle- zengin ve derin bir anlam içinde canlandırır.

(mef’ûlü / fâilâtü / mefâ’îlü / fâ’ilün)

 

Nâm u nişâne kalmadı fasl-ı bahârdan

Düşdi çemende berg-i dıraht i'tibârdan

           

Sonbahar erişti ve bahar mevsiminden ne ad ne de bir iz kaldı. Artık kırlarda, ağaç yaprakları da itibardan düştü.

 
           Sonbaharda yapraklar doğal olarak dökülür.  Fakat, şâir bunu itibardan düşme olarak değerlendirdiği için hüsn-i ta’lil sanatı vardır.

            İtibar kelimesi iki anlama gelecek şekilde kullanıldığı için tevriye sanatı vardır.

            Fasl-ı bahar, çemen, dıraht, berg kelimelerinde tenasüp sanatı vardır.

 

Eşcâr-ı bâğ hırka-ı tecrîde girdiler

Bâd-ı hazân çemen el aldı çenârdan

 

Bahçedeki ağaçlar, dervişler gibi tecrîd hırkasını giydiler; yani yapraklanın döktüler. Hazan rüzgârı çınardan el aldı, yani ona intisap etti. (Onun ele benzeyen yapraklarını yerlere döktü)


         Beyitte el almak deyimi tevriyeli kullanılmıştır. Mürit şeyhten izin aldı ve rüzgâr çınarın ele benzeyen yapraklarını aldı, düşürdü anlamlarındadır.


            Sonbaharda yaprakların dökülmesi hüsn-i ta’lil ile ağaçların derviş olup soyunması şeklinde açıklanmıştır.

Hırka giymek = soyunmak kelimeleri arasında tezat yapılmış.

Hırka-tecrîd-el almak gibi tekke ve tarikatla ilgili kelimelerle de tenâsüp sanatı yapılmıştır.

Eşcar-bağ-bad-ı hazan-çemen-çınar kelimeleryle de tenâsüp sanatı yapılmıştır.

Beyitte ağaçlar, hazan rüzgârı ve çınar ağacı teşhis edilmiştir.

Ayrıca, bu beyitlerde ağaçlar ve rüzgâr kişileştirilmiştir fakat açıkça belirtilmemiştir. Bundan dolayı kapalı istiare sanatı vardır. Çünkü sadece benzeyen (ağaç ve rüzgâr) söylenmiştir.

 

Her yanadan ayağına altun akup gelür

Eşcâr-ı bâğ himmet umar cûybârdan

 

Bağdaki ağaçlar ırmaktan bir âlicenaplık ve iyilik ummaktalar. Bu yüzden olsa gerek ki tıpkı Kanuni devrindeki Osmanlı İmparatorluğu gibi her taraftan ayağına sarı yapraklara eş altın akıp gelmekte.

            
           Beyitte altın akması ifadesi ile sararıp dökülen yaprakların su üstünü kapladığı anlatılmak istenmiştir. Yapraklar altına benzetilmiş ve dolayısıyla kapalı istiare yapılmıştır.

Ayak kelimesi hem akarsuya hem de ağaçlara aittir. Akarsulara karışan büyük sulara kol, küçüklerine de ayak denir. Ağaçlar sonbaharda yeniden canlanmak için akarsudan yardım, iyilik umar. Bu yardımı alabilmek içinde akarsuyun ayağına altın akıtırlar. Ağaçların ayağı düşünülünce, yaprakların ağacın dibine döküldüğü anlaşılır. Ağaçların istediği altın değil sudur. Bunun için de altın verip su isterler. Sararan yaprakların dökülmesi böylece hüsn-i talil ile anlatılmıştır.

Eşcar-bağ-cuybar kelimeleriyle bağla ilgili tenâsüp sanatı yapılmıştır.

 

Sahn-ı çemende durma salınsun sabayıla

Âzâdedür nihâl bugün berg ü bârdan

 

Fidan, bugün yaprak ve meyveden arınmış ağırlıklarını atmıştır. Artık sevgili gibi çimenliğin ortasında hafif esen yeller ile durmadan salınsın gezsin.


           
Rüzgâr ve nihâl kelimelerinde teşhis vardır.

Salınmak kelime tevriyeli kullanılmıştır. Hem ağacın rüzgârda salınması hem de gezmek anlamında kullanılmıştır. Bâr kelimesinde de tevriye vardır. Hem meyve hem de yük anlamında kullanılmıştır.

Fidanların rüzgârdan salınması hüsn-i ta’lille rüzgârla gezip tozmaları biçiminde açıklanmıştır.

Çemen-sabâ-nihal-berg-bar: bahçe ile ilgili kelimelerle tenâsüp yapılmış.

 

Bâkî çemende hayli perîşân imiş varak

Benzer ki bir şikâyeti var rüzgârdan

 

Ey Baki! Yaprak, kırlarda hayli perişan olmuş oradan oraya savrulmakta. Sanki rüzgârdan veya zamandan bir şikâyeti var gibi.

 

Beyitte rüzgâr, rüzgâr ve devir, zaman anlamlarında; varak da yaprak ve kâğıt anlamlarında tevriyeli kullanılmıştır. Varak teşhis edilmiş; çünkü yakınmayı, şikâyeti insanlar yapar.

Yaprakların perişan olması sonbahar rüzgârı yüzündendir. Bu doğal hal, yaprakların oradan oraya koşuşup yakınmaları şeklinde bir hüsn-i ta’lil şeklinde açıklanmıştır.

Bâkî kendine seslendiği için hem nida hem de tecrîd sanatı yapmıştır.

Beyitte Bâkî’nin de devrinden memnun olmadığı anlaşılmaktadır. Yaprak, kâğıt anlamında alındığında yakınması doğaldır. Çünkü yapraklar üzerine yazılan güzel şiirler hep ilkbahar devrine aittir. Sonbaharda bahçenin güzelliği kaybolmuştur. En önemlisi sevgili yoktur. Bu bakımdan kâğıt boş kalmıştır. Bâkî ayrıca kağıt yaprakların perişanlığını söylerken devrindeki şiir anlayışından da şikayet ediyor.

Bu gazel, baştan sona aynı konuyu işlediği için yek-ahenk gazeldir. 
                                                                           
Çetin YALÇIN
                                                            Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

Ana Sayfa | Hakkımızda | İletişim | Yönetim
© Copyright 2008 Tüm hakları saklıdır.