dilvekültür.com

Ana Sayfa | Hakkımızda | İletişim
Günlük
HATIRAT(ANI)
Destan
İstiklâl Marşı
Anlatım Bozukluğu
İlkler
Bâkî
Edebî Akım
Tarık Buğra - Küçük Ağa

İstiklâl Marşı

İSTİKLAL MARŞI

                  

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

                   Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

                   O, benim milletimin yıldızıdır parlayacak;

                   O benimdir, o benim milletimindir ancak.

 

Şair, Türk milletine ve onun ayrılmaz parçası olan Türk ordusuna sesleniyor. Korkma! Akşam ufuklarının al rengi sönebilir, ama Türk Bayrağı’nın al rengi sönmez. Yurdumda son ocak (aile) yok oluncaya dek bayrağın dalgalanacaktır.

Bu kıtada söz konusu olan “al sancak”tır. Al sancak Türk milletinin sembolüdür. Türk bayrağının al rengi, şairde alevi çağrıştırır. Türk milletinden bir aile yaşamaya devam ettiği müddetçe bu bayrağın alevi bu şafaklarda sönmeyecektir.

Gökteki yıldıza kimsenin elini dokunduramayacağı gibi Türk milletinin yıldızı olan bayrağa da kimse el süremez. Bayrak için “o, benim milletimindir” diyerek onu sahiplenir.

 

         Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl!

                   Kahraman ırkıma bir gül ne bu şiddet bu celâl.

                   Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl...

                   Hakkıdır, Hakk’a  tapan milletimin istiklâl!

 

Bu dörtlükte şair bayrağa seslenir:

Ey yeni ayla bezenmiş bayrağım! Uğruna öleyim, kaşlarını çatıp yüzünü asma. Kahraman ırkıma bir gül. Senin için binlerce şehit verdik. Bu şiddet, bu öfke neden? Sonra senin için döktüğümüz kanlarımız helâl olmaz. Doğruluktan, Allah yolundan ayrılmayan milletimin bağımsızlık hakkıdır.

Yurdumuzu işgal eden Yunanlıların, Fransızların, İngilizlerin bayraklarının varlığı Türk bayrağını üzmüş ve kaşlarını çatmasına yol açmıştır. Şair bunun askerin moralini bozacağını düşünerek ondan kaşlarını çatmaması gerektiğini, başka bayrakların oluşuna kendi rızasının olmadığını anlatmaya çalışır.

"Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklâl" mısrasında “Hak” kelimesi birkaç anlamda kullanılmıştır. Bunlardan biri Allah, diğeri adalettir. Âkif bu sözleriyle istiklâl ve hak kavramı arasında ilgi kurar. Allah’a ve adalete inanan Türk milletinin ebediyyen bağımsız yaşama hakkına sahip olduğunu düşünür.

        

Ben ezelden beridir hür yaşadım ,hür yaşarım.

                   Hangi  çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

                   Kükremiş  sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.       

                 Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Şair, Türk milleti adına seslenir:

Ben tarihte var olduğum günden beri özgür yaşamış, özgür yaşayacak olan bir ulusum. Hangi çılgın özgürlüğümü elimden alıp beni tutsak edecekmiş, şaşarım. Ben coşmuş bir sel gibiyim, önüme çıkacak her engeli aşarım. Dağları yırtar, bağımsızlık aşkıyla sonsuz denizlere sığmaz taşarım.

Şair, milletimizin soylu bağımsız karakterini, varolmak ile özgür yaşamak tutkusunu Ergenekon destanından yararlanarak coşkun bir sesle haykırıyor. Atalarımız Ergenekon’da nasıl demir dağları eriterek varlığını devam ettirdiyse, şimdi de aynı şeyi yapar, önüne çıkan engel dağlar bile olsa yıkar diyor.

                   Garbın âfâkını sarmışsa  çelik  zırhlı  duvar,

                   Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

                   Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,

                   Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar?

Şair, Türk milleti adına seslenir:

Batı’nın uygar milletlerinin sınırlarını çelik zırhlı duvar şarmışsa, benim de iman dolu göğsüm gibi sınırlarım var. Önüne gelene saldıran bu tek dişi kalmış medeniyet denilen canavar dilediğince ulusun, korkma; böyle bir imanı boğamaz.

Bu mısralarda milletimiz ile düşmanlar karşılaştırılmıştır. Batı maddî silahlarının üstünlüğüne güvenerek Türkiye’ye saldırmıştır. Düşmanların silah üstünlüğüne karşı Türklerin hiçbir şey ile sarsılmayan “iman”ları vardır. İnsanı üstün kılan şey maddî gücü değil, imanıdır (inancıdır). Manevî değerlere dayanmayan güç insanî bir değer taşımaz. Tarih, inanan insanların buna benzer sayısız zaferleriyle doludur.Şair teknolojiyi insanların zararına kullanan Batı ülkelerini tek dişi kalmış canavara benzeterek Türk milletinin bu canavarın ulumasından korkmamasını söylüyor. “Ulusun kelimesi aynı zamanda “büyüksün” anlamında da kullanılmıştır.”

                   Arkadaş!  Yurduma alçakları uğratma, sakın.

                   Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın. 

                   Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın...

                   Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.   

Şair Türk milletine, Türk gençliğine seslenir:       

            Arkadaş, yurduna alçakları sakın uğratma, gövdeni siper et, bu alçakça saldırı dursun. Tanrı, haklı ve imanlı olanlara yardım elini uzatmış, zafer ve mutluluk yolunu göstermiştir. Allahın vadettiği güzel günler en kısa zamanda  gelecektir.

            Şair, burada ulusunun yarınına olan güvenini belirtmektedir. “Arkadaş” sözcüğü ile seslendiği toplum Türk milletidir. “Hayâsızca akın” dediği de düşmanın insanlık dışı olan saldırısıdır.   

                  Bastığın yerleri “toprak !”diyerek geçme tanı;

                   Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.                           

                   Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:      

                   Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

            Şair, Türk milletine seslenerek bastığın yerleri normal bir toprak olarak geçmemesini, altında vatan için ölmüş binlerce kefensiz yatan şehitleri düşünmesini istiyor.

"Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı" mısrasında şair Türk Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’de dile getirdiği “Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini müstevlîlerin siyâsî emelleriyle tevhit edebilirler” sözlerine benzer bir uyarıda bulunuyor. Türk insanına maddî menfaat için vatanını satmamasını öğütlüyor.

İstiklâl kavramı vatan kavramı ile yakından ilgilidir. Her millet için üzerinde yaşadığı toprak onun için hayatî öneme sahiptir. Vatan, tarih, din ve milletin kaynaştığı yerdir. Milletler yüzyıllar boyunca yaşadıkları vatanla öylesine kaynaşırlar ki onları birbirinden ayırmak büyük sıkıntılara sebep olur. Yurt cennet kadar güzeldir. O, hiçbir şeyle değiştirilemez.

                   Kim bu cennet vatanın  uğruna olmaz ki fedâ?

                   Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!

                   Cânı, cânânı, bütün varımı alsında Huda,

                   Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.

            Şair, vatan sevgisini dile getiriyor:

            Bu cennet vatanın uğruna kim kendini fedâ etmez ki? O kadar insanımız bu topraklar için can vermiştir ki; toprağı sıksan şehit fışkıracak. Allah, canımı, sevdiklerimi, varımın tümünü alsın; yeter ki beni vatanımdan ayırmasın!

            Şair, coşkun vatan sevgisini dile getiriyor, vatanseverliği her şeyin üstünde tutuyor. Cennet kadar güzel vatanımız uğruna kendini feda edemeyecek insanın varlığını (ilk dize ile) düşünemiyor. Allah’ın canını, yakınlarını, tüm varlığını almasına katlanabileceğini, ama vatanından ayrı kalmanın acısına dayanamayacağını söylüyor.  

                   Ruhumun senden, İlâhi, şudur ancak emeli:

                   Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli,

                   Bu  ezanlar –ki şahâdetleri dinin temeli-

                   Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

Bu dörtlükte konuşan şehittir:

Ey Allah’ım, ruhumun senden dileği şudur: Kutsal olan yerlerimize, vatanımıza yabancı el değmesin. Dinin temeli olan ezanlar susmasın, yurdumuzun üstünde, sonsuza kadar söylensin. 

Sekizinci kıtada “din”in önemi ve yüceliği anlatılmıştır. Âkif’in bir Müslüman olarak Allah’tan istediği en büyük şey mabedine yabancıların el sürmemesi ve dinin temeli olan ezanların yurdu üzerinde ebedî olarak okunmasıdır.

Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli- mısrasında “şahadet kelimesi şahitlik mânasına geldiği gibi ezanda geçen “Eşhedü en lâ ilâhe illallah, eşhedü enne Muhammeden resulullah” sözleri de kelime-i şehadeti karşılar. Bir kimsenin Müslüman olmasının ilk şartı bu sözleri söylemesi ve bunlara inanmasıdır. Ülkemizde beş vakit okunan ezanlar milletimizin Müslüman oluşuna şahadet etmektedir.

Başparmaktan sonra gelen parmağa şehadet parmağı denir. Şairane bir ifade ile göklere uzanmış minareler de şehadet parmağına benzer.

                  

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,

                   Her cerîhamdan, İlâhi boşanıp kanlı yaşım,

                   Fışkırır ruh – ı mücerret gibi yerden nâ’şım;

                   O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Bu dörtlükte konuşan şehittir:

Dileğim gerçekleştiği gün (bağımsız olduğumuz gün) eğer yurdumda mezar taşım varsa, o bile sana minnetimi göstermek için coşkuyla sana secde eder. Ay Allah’ım, her yaramdan kanlı göz yaşlarım boşanır. Topraktaki cesedim bile yurdumu yabancılara çiğnetmediğin için maddeden ayrılmış bir ruh gibi sevinçle göğe doğru yükselir. Belki başım o zaman en yüce katına ulaşır.  

Türkler din ve vatan uğrunda canlarını her zaman seve seve vermişlerdir. İnancımıza göre şehitlerin doğrudan cennete gidecek olmaları da bunda etkili olmuştur.

İşte bu şekilde bayrağının daima dalgalandığı, ezanların susmadığı bir vatanın onun ruhunu huzura kavuşturacağını  söylüyor. “Çünkü ezanların susmaması ve bayrağımızın dalgalanması vatanımızın bağımsız olmasına bağlıdır.”

         Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!

                   Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.

                   Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:

                   Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;

                   Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!

Şair, bayrağa seslenir:

Ey şanlı bayrak, sen de aydınlığın habercisi şafaklar gibi dalgalan! Uğruna döktüğümüz kanların tümü sana helâl olsun. Sen ve milletim sonsuza dek birlikte yaşayacaksınız. Hür yaşayan bayrağımın hürriyet, Allah yolundan ayrılmayan milletimin bağımsızlık hakkıdır.

Şair, bu dörtlükte bayrağa seslenerek zaferin kazanıldığını müjdeliyor. İlk dizede aydınlık günleri müjdeleyen şafak vakti gibi sen de dalgalan ey şanlı bayrağım diyor. Zafer kazanıldığı için dökülen kanların helâl olduğunu söylüyor. Bayrağa ve onu savunan ırka sonsuza değin çöküş yoktur. Hürriyet için dalgalanmak bayrağın hakkıdır. Bağımsızlık Hakk’a  (Allah’a) tapan milletimin hakkıdır.     

 

Mehmet Âkif ERSOY

 

Not     : “İstiklâl Marşı” 12 Mart 1921 tarihinde TBMM’de Türk milletinin İstiklâl Marşı (bağımsızlık marşı) olarak kabul edilmiştir.  

Not      : Bu açıklamalar yapılırken İstiklâl Marşı kelime kelime açıklanmamıştır. Sadece genel bir açıklama yapılmıştır.

                  Çetin YALÇIN

               Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

Ana Sayfa | Hakkımızda | İletişim | Yönetim
© Copyright 2008 Tüm hakları saklıdır.